1 Ekim 2015 Perşembe

Yeni Kişisel Gelişim Çalışmaları üzerine...

Önümüzdeki yeni sezonda sizlere astrolojik devinimlerinizin enerji bölgeleriniz üzerindeki etkileri ve etkilerin optimum kullanımı üzerine bedensel egzersiz çalışmaları, hayat tasarımlarınız üzerine koçluk seansları ve enerji astrolojisinin etkin kullanımı üzerine komple bir çalışma sunmak istiyoruz. Ezoterik astroloji uzmanı Sn. Naz Bayatlı ile ortak uygulayacağımız bu çalışmalarla ilgili tüm detayları yakında paylaşacağım.

Astrolojik çalışmalarımızın temel teşkil etmesinden dolayı merkür retrosunun bitmesini bekliyoruz.


4 Ağustos 2014 Pazartesi

Cumhurbaşkanlığı Seçimi...Aklınızı kullanın. Eğer buna yetiniz yoksa yüreğinizi dinleyin...

Sizleri bilemem ama benim için değişimlerin ve yeni öğretilerin yılı olan 2014'ün yarısından fazlası geçip gitti. Tarih oldu. Muhtemelen ülkemiz adına da taşların yerine oturacağı, bundan sonraki dönemde hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağını hissettiğim bir yıl tüm hızıyla devam ediyor.

Bir çoğunuzun siyasi olarak isimlendirebileceği bu yazımı kaleme almaktan herhangi bir çekince görmemekteyim. Zira, akibetinin yıllar boyu yaşadığımız toprakları yakından ilgilendirebilecek bir sürece girdiğimiz için, sade bir vatandaş olarak üzerime düşen görevi yerine getirmek istedim. 91 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tam bir hafta sonra, tarihinde ilk kez halk oylamasıyla cumhurbaşkanını seçecek. Bu makam, alelade bir hükümeti, bakanlarını ve milletvekillerini, yahut yerel yönetimlerinin başına getireceği otoriteyi değil, yönetim biçiminin ve tabir i caizse omurgasını oluşturan rejmin yöneticisini ve hatta bekçisini seçiyor. 1989 yılına dek askeri kökenli adayların mevcut parlamento tarafından seçildiği yahut öyle veya böyle demokrasi dışı darbeler sonucu başa geçirilen cumhuriyet reisi (!), demokratikleşme çabalarıyla sivilleşen bir anlayışla, son 4 delegesini mevcut siyasi partilerinin önerdiği kişiler üzerinden seçmekteydi. 2011 yılında gerçekleştirilen referandum sonucu, cumhurbaşkanını halkın seçebileceği şekilde bir tasarımla kamuoyuna sundu. 1980'li yıllardan beri telaffuz edilen başkanlık sistemine belki alt yapı oluşturabilecek bu durum neticesinde, bazılarının demokrasi, bazılarının tiranlık ve bazılarının ise rejim tehlikesi olarak yorumlayabileceği bir algı yönetiminin son 30 yıldır uygulandığını görebiliyoruz.

Ne kadar ilginçtir ki, 1980'de ülkenin tüm kaderinin çizildiği ve hala etkisinden kurtulamadığı darbe neticesinde hazırlanan 1982 anayasasının buyurduğu seçim sisteminin değişim zorunluluğu olmasına rağmen, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan cumhurbaşkanı seçiminin halk onayına geçirilmesi son derece manidardır. Görev ve yetkileri her dönem daha da tırpanlanan cumhurbaşkanının sadece bir sembol halinde gösterilip, düşünme yetisi her geçen gün geriletilen halka "devlet başkanı" mantığında servis edilmesi de muhtemelen niyetlerin kirli, beklentilerin siyasi kutuplaşmaya zemin hazırlayabileceği yolundadır. Zira, bir hafta sonraki seçimdeki 3 adayın ikisi, parlamentoda siyaset yapan iki partinin lideri olup, biri son 12 yıldır iktidarda olan siyasi partinin başındadır ve başbakanlık görevinden halen istifa bile etmemiştir!!!...

Burada olasılıklardan veya seçimden çıkacak sonuca bağlı varsayımlarda bulunmak niyetinde değilim. Ancak bu satırları okuyan ve benimle aynı vatadanşlık yükümlülüğünü taşıyan bireylerin belki de son şans olabilecek bu seçimde sağlıklı kararları alıp, kendilerine ait oy hakkını mutlaka yerine getirmeleri uyarısı amacı taşımaktayım...
10 Ağustos 2014 Türkiye Cumhuriyeti Reisinin seçiminde sandık görevlisiyim ve en az 9 saatimi sağlıklı ve şaibesiz bir seçim olabilmesi için harcayacağım. Eğer bu, benim yaşadığım ülkenin selameti için çok hayati bir meseleyse, yarınlarımızı ipotek altına alabilecek zararlı ve geri dönülmesi zor sonuçlara neden olabilecek riskler taşıyorsa öncelikle vatandaşlık görevinizi yerine getirmenizi rica ediyorum.

Seçiminiz sizin özgür iradenize bağlıdır. Mutlaka kendi seçiminizi belirleyecek kriterleriniz mevcuttur ve bu konuda kararlısınızdır. Ancak lütfen yaşadığınız ülkenizin en azından son 20 yılındaki devinimleri, kirli oyunları, akan kanları, sisler ardında kalmış ve aydınlatılamamış komploları ve çocuklarınızın geleceğini düşünerek oyunuzu kullanın. Uluslararası menfaat çetelerinin organize edip, sizin seçiminizmiş gibi yıllarca başınıza yerleştirip tiranlığını, insan ayrımcılığını ve gaddarlığını hedefleyip uygulayan, kendi egosu ve çıkar grubunun faydasından başka hiçbir hedefi olmayan ve bunu açık açık ortaya koyan liderlere yönelmenin "demokrasi" olmadığını bir kere daha zihninizde tartın. Sizin siyasi görüşlerinize cevap veremeyen bir lider olmadığı için seçimi boykot etme tercihinizi bir kere daha gözden geçirin. Zira dağ dağa küsmüş. Kimsenin haberi olmamış. ..
Kullanmadığınız her oy, yıllardır nefret ettiğiniz ve ülkenizi daha karanlık günlere taşıyacak güçlerin ekmeğine yağ sürmüş olacaktır. Bu ülke Norveç, Danimarka veya benzer kuzey Avrupa ülkelerinin demokrasi dinamiklerine sahip değildir. Hiçbir demokratik ülkede 30 yıldır ayrılıkçı gerilla savaşıyla kan döküp, binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan bir siyasi marjinalliğe paye verildiği görülmemiştir. Yahut, ortadoğu kültürüne sahip radikal İslam tiranlığı zihniyeti taşıyanlar demokratik bir seçenek olamaz. Hele işin içinde para aklama, yolsuzluk, ahlaksızlık, adam kayırma, ayrımcılık, yobazlık, cehaletten beslenme gibi eski yüzyıllara ait tüm zararlı alışkanlıklar barındıran liderlerin henüz 100 yaşını bile tamamlamamış bir cumhuriyetin başına "reis"olarak seçilmesi intiharınızla eşdeğer olacaktır.

Sadece bir haftadan az bir zamanınız kaldı. Aklınızı başınıza toplayın demiyorum. Mutlaka o akıl ve sağduyu beyninizin bir yerinde olmasa bile yüreğinizde mevcuttur. Gururu, umutsuzluğu, bencilliği ve teslimiyeti son bir kez zihninizin bir tarafına hapsedip cumhurbaşkanlığı seçiminde kendinize ait o değerli oyu ülkenizin en az zarar görebileceği lider için kullanın.

20 Şubat 2014 Perşembe

Öğrenmeye dair..

Bu hayata öğrenmeye geliyoruz. Daha çok ta haksızlıkları öğrenip sinmeyi tercih ediyoruz. Çünkü zihnimize, beynimize ve çocuk ruhumuza bu seçenek daha yakın ve kolay geliyor. Oysa geçmişimizdeki bu olumsuz deneyimler belki uzun, belki kısa zaman içerisinde hikaye gibi gelecek. Hikayemize "bir zamanlar" diye başlayıp, o anları yaşarmış gibi hararetle anlatacağız. Sonra "bir zamanlar" diye başladığımız hikayeleri anlatmak bile bize anlamsız gelecek. Yorulmak istemeyeceğiz. Yaşlanmanın da kaynağı bu geçmişten getirdiğimiz olumsuzluk fenomenleri... İşte bunları geçmişe gömüp ileriye bakmak kaçınılmaz şartımız gibi gözüküyor mantıken. Sizler için de böyle değil mi? 

23 Aralık 2013 Pazartesi

Yılın sonuna bir hafta kaldı...

Kimine göre muhteşem, kimine göre kabus, kimine göre de geleceği belirleyen deneyimlerin atlatıldığı bir yılın sonuna yaklaşıyoruz. Önemli olan sizin kişisel duygunuzun niteliği... Olumsuz bir duyguya mı sahibiz, yoksa dünyevi kazançlarınızdan ötürü bulunduğunuz ruh halinin geçici zevk sarhoşluğunu mu hissediyorsunuz? Duyduğunuz, öğrendiğiniz ve gözlemlediğiniz yenilikleri ne kadar sindirebildiniz? Hedefleriniz var mıydı ve bu olası hedeflerin kaçta kaçı gerçekleşti? Hepinizin ilerlediği yolda gözlemlediği aksaklıklar yahut düzeltilmesi mecburi mekanizmalar hangi alanda? Yeni dünya yılında ulaşmak istediklerinize sabırla ulaşabilme yetenek ve arzusuna sahip misiniz? Karşınıza mutlaka ki çıkmış olan fırsatları değerlendirebilme donanımına sahip misiniz? Herşeyden önemlisi; kendiniz için olumlu ve şımartıcı bir eylemde bulundunuz mu? Olmadıysa bulunmayı düşünüyor musunuz? Bir dans dersi, bir oyunculuk kursu, paraşütle atlama, yeni bir bisiklet, kim olduğunuzu öğrenebileceğiniz bir kişisel gelişim çalışması, duygularınızı olumluya yöneltecek herhangi bir ödül yahut? Sahi kim olduğunuzun, nelerden hoşlandığınızın, nelere sevindiğinizin farkında mısınız? Farkındaysanız, basit bile olsa bu keyifli uğraşılara sahip olmak veya uygulamak adına ne kadar çaba gösteriyorsunuz? Bu hafta mümkünse biraz kendinize zaman ayırıp bu basit sorulara cevap verin. Hayatlarınızın ne kadar yalın, isteklerinizin ne kadar ulaşılabilir olduğunu görecek, hissedecek ve belki de onlara bir an önce dokunma isteğiyle dolu bir hale geçeceksiniz. 

25 Kasım 2013 Pazartesi

Bilinçaltı temizliği ile özgürleşin!...

Bilinçaltı temizliği üzerine onlarca bilgiye erişebildiğinizi görür gibiyim. Her biriniz merakla bunu başarabileceğinizi, hatta deneyebileceğinizi düşünüyorsunuz, en azından... Geçmişinizde size olumsuz etkisi olan insanları affetmek ve başınızdan geçen tatsız fenomenleri affetmek başlığı altında; "ayağınızı kaydıran şirket elemanını affetmek", "size boyunuz takan eski sevgilinizi affetmek", "paşa dedenizden gelen mirasın üzerine konup sizi ortada bırakan akrabalarınızı affetmek", "kariyerinizin doruğundayken yerine gelebilme ihtimalini görüp ayağınıza takozu koyan patronunuz veya müdürünüzü affetmek", "evinize girip soyup soğana çeviren hırsızı affetmek", "yaşadığınız memleketi kötü yöneten niteliksiz yöneticileri affetmek", "karınızı/kocanızı ayartan dostunuzu affetmek"...uzar gider tüm bu affedip özgürleşme didinmeleri...

Beyninizin içindeki soyut hareketlerin bu denli basit değişimleri yapabileceğine inanıyor musunuz her şeyden önce?

Somut gerçekliklerle dolu olumsuzluklardan kurtulabilmek mümkün evet; bağımlılıklar, alışkanlıklar, tercih etmediğiniz ancak uyguladığınız davranışlar değiştirilebilir. Çünkü bunları beyninizin verdiği komutlara göre bedeniniz uygulamaktadır. Beyninizin alışık olduğu kodları beylik tekniklerle değiştirip istenilen veya olması gereken fiziki davranışlara ulaşmak olasıdır. Obezlikten de kurtulursunuz, sigaradan da, alkolden de...hatta ismi lazım değil o pis hastalığı bile yenebiliyorlar hipnoz seansları ile...(ben denemedim, kefil olmuyorum gerçekliği hakkında)

Öyle "bilinçaltını temizledim; kinden, nefretten, haksızlık duygusundan seni arındırdım" demek ne kadar inandırıcı sizce?

Kin, nefret, aşk, sevgi fenomenleri soyuttur. Beyninizin bu fenomenlere karşı verdiği tepkiler bedensel değişimlere neden olmaz. Dolayısıyla yenilen kazığı affedip özgürleşme gibi bir aldatmaca söz konusu olamaz. Özgür hissetmek karmasal bir davranıştır. Her zihnin özgürlüğü algılayış biçimi farklıdır. Affetmekle özgürleşme arasında hiçbir mantık bağı görmüyorum. Affetmek yaratıcının insiyatifinde olan bir fenomendir. İnsan özelliğine sahip bir canlının, başına gelmiş olumsuz bir davranışa verdiği tepki adalettir. Affetmeye yol açacak bir anlaşmazlık adil şekilde çözülmediği taktirde ne özgürleşmeden bahsedebiliriz, ne de aydınlanmadan...Ancak adaletsiz ve geri kalmış topluluklarda affetmek özgürleşmektir gibi bir aldatmacadan söz edilebilir. Çünkü haksızlıklar fiili olarak adalete erişemezler böyle durumlarda...beyni manipüle etmek gerekir ki adalet duygusu boşa çıksın.

Dolayısıyla bilinç temizliği, affetmeyi öğrenip özgürleşme metodu gibi yeni kavramlara kendinizi kaptırıp bir de maddi açıdan kazık yemeyin... Adaletsizliğin, haksızlığın, ahlaksızlığın yaşam biçimi haline geldiği toplumlarda, size büyülü gibi gelen uzakdoğu veya amerikan tekniklerine itibar ederken iki kere düşünmenizi öneriyorum. Sizleri gerçeklikten saptıracak mucizevi hikayelere kendi dinamikleriniz ölçüsünde yaklaşırsanız, medet umduğunuz konular da daha elle tutulur hale gelecektir.

15 Kasım 2013 Cuma

Kışa merhaba

Kış iyice yüzünü göstermeye başladı. Genellikle insanoğlu kış mevsimine olumsuz yaklaşır. Kapalı ortamlara ve karanlık havalara girildiğinde enerji düşer, yalnızlık hissi yükselir. Aslında kış mevsimi bireylerin birbirlerine daha fazla sokulduğu, daha fazla bir araya geldiği günler için fırsattır. Sıcak havalarda uzak yerlere gidişler ilişkilerin de arasına mesafe koyar. Dolayısıyla kışın diğer insanlarla daha sık iletişime geçme eğiliminde oluruz. En önemlisi hobilerimize daha fazla zaman ayırırız. Size tavsiyem, karanlık veya olumsuz olarak değerlendirdiğiniz kış günlerini, mutlaka sahip olduğunuza inandığım hobilerinize yönelerek zenginleştiriniz. Hobilerinizin ne olması gerektiğini siz biliyorsunuz. Bunları sıralayıp sizi yönlendirmek istemiyorum. Enerjinizi yüksek, başınızı dik tutun. Sayılı gün çabuk geçer. Tekrar baharı kucaklamamıza ne kaldı ki önümüzde?
O.I.



Ulya Işlar 2013


















4 Kasım 2013 Pazartesi

Tüm yakınmalarının sorumlusu sensin...

Bugüne dek başına gelen huzursuz ve mutsuz eden tüm eylemlerin tek sorumlusu sensin. Suçlayacak biri veya sığınacak kaderi boşver. Tercihlerinde sapma varmış. İyi hesaplayamamışsın. Hataların sorumlusu olarak başkalarını görüyor olabilirsin ancak onları da bilerek, isteyerek sen çektin hayatına zaten... İzlediğin yolda bir pürüz, bir hata veya canını sıkacak sıkıntılar oluyorsa, onları da temizleyip devam etmek senin elinde. Hayatının her saniyesi tercihlerine ve kendi stratejilerine dayanıyor. Çözümü ve işletme özgürlüğü sadece senin elinde, beyninde ve yüreğinde... Ne kadar zamanın kaldığını bilemiyorsun belki ancak o zamanı kendi yararına göre belirleyip yönetmek te yalnızca senin elinde...
O.I.